Mehmet Emin YURDAKUL

Mehmet Emin YURDAKUL

×

Mehmet Emin YURDAKUL

GÖREV DÖNEMI: 1912
Mehmet Emin Yurdakul 13 Mayis 1869’da Istanbul’da, Besiktas’ta dogdu. Babasi Salih Reis, Anasi Emine Hatundur. Mütevazi bir ailenin çocugudur. “Saray Mektebi” adli sibyan okulundan sonra, Besiktas Askeri Rüstiyesine girdi. Siyasal Bilgiler Fakültesine girmisse de bitirmeden ayrilip, Babiali Sadaret Kalemine katip olarak ise basladi. 1893’te Rüsmüat Evrak Müdürü oldu. Bu arada, Selanik’te Asir, gazetesinde “Cenge Dogru” isimli siiri yayinladi. Bu siir kendisine büyük ün kazandirdi.

Daha sonra Erzurum’da, Hicaz’da Sivas’ta valilik yapti. Istifa ederek Istanbul’a geldi.
Arkadaslariyla “Türk Yurdu” Dergisini çikardi. 1912 yilinda Türk Ocagini kurdu. Ocagin ilk kurucu genel baskani oldu. Bilahare Erzurum valiligine getirildi. Musul’dan milletvekili seçildi. Milli Mücadeleye katildi. Ankara’ya geldi. Sarkikarahisar, Urfa, Istanbul Milletvekilliklerinde bulundu, Milli Sair Unvani verildi. Ocak 1944’te Istanbul’da öldü.

ESERLERI: “Türkçe Siirler”, “Türk Sazi”, “Ey Türk Uyan”, “Tan Sesleri”, “Ordunun Destani”, “Dicle Önünde”, “Turana Dogru”, “Zafer Yolunda”, “Isyan ve Dua”, “Aydin Kizlari”, “Mustafa Kemal”, “Ankara”, “Türkün Hukuku”, “Danteye”

Osmanli Imparatorlugunun yikilma döneminde, bilhassa ikinci mesrutiyetten sonraki Türkçülük mücadelesinde Mehmet Emin Yurdakul’un büyük gayreti ve çalismasi vardir. Yeni Türk devletinin kurulmasinda Mehmet Emin Yurdakul ve arkadaslarinin üstün çalisma azmi, kararli ve saglam tavirlari, devletimizin yapisini belirleyici olmustur.

Türk Ocağının ilk Genel başkanlığı serefini de tasiyan Mehmet Emin Yurdakul, ölünceye kadar, Türk Milliyetçiligi ülküsünü sarsilmaz bir imanla yasamaya ve yaymaya devam etmistir.

Türk Ocaklari 1 numarali resmi kurucusu ve üyesi olan Mehmet Emin Yurdakul 1943 yilinda Istanbul’da yapilan 75. yas gününde sunu söylüyor:
“Ben halk çocuguyum. Halk evladi bir ana ile babanin kucaginda büyüdüm. Atalardan kalma halk ögütleriyle halk ninnileriyle çocuklugumu geçirdim. Biraz yetiskin çaga geldigim vakit bu halki çok acikli bir halde gördüm.

Kalemimi elime aldigim zaman, nasil bir yazi yazmak lazim gelecegini kendi benligimden sordum. Içimden bir sesin bana “kendi kanini tasiyan ve kendi diliyle konusan bir halki uyandirmak için ne yolda yazmak lazim gelirse iste öyle”, diye hitap ettigini duydum.

Halkin ruh ve hayatindan kuvvet ve ilham alarak, kalbine ates ve alnina alev koymak, hür ve mesut mukadderatini kahraman ve fatihi yapmak gayesini güttüm”

Ingilizlerin Türk Ocagini isgalinin hemen ardindan yaptigi bir konusmada Türk Gençlerini yeniden bir büyük mücadeleye çagirarak sunlari söylüyor:

“Ey genç, bak senin ocagin, bugün de seni çagiriyor, onun milli ruhu sana bugün de baska bir mücadele yolu gösteriyor. Yakilmis, yikilmis, harap fakir vatanimizin hasretini çekiyoruz. Burada gençler bas basa vermistir. Siyasi sinirlariyla, daglariyla, dereleriyle degil, feyzi ile ümrani ile, kalemi ile , sanati ile, yeni bir vatan çizip ortaya çikaracagiz. Biz ocagimizin mihrabi önünde bunun için toplandik, bunun için and içtik. Ocagin içinde gözlerin görmedigi, fakat ruhlarin sezdigi bir fikir mihrabi vardir.”

Ahmet Ferit TEK

Ahmet Ferit TEK

×

Ahmet Ferit TEK

GÖREV DÖNEMİ: 1912
Ahmet Ferit Tek, 1877 yılında Bursa’da doğdu. İstanbullu bir aileye mensuptur. Babası Maliye muhasebecilerinden Mustafa Reşit Bey, büyük babası kadı Asım Efendidir.

Annesi İbrahim Ağa’nın kızı Hanife Leyla hanımdır. Asker olmak isteyen Ahmet Ferit Tek, Kuleli Askeri Lisesi’ne girdi. Daha sonra Harbiye’ye devam ederek teğmen rütbesi ile mezun oldu. Bilahare talebeler arasında başlayan meşrutiyetçi cereyanlara karıştı ve Trablusgarp’a sürüldü.

Trablus’tan, Yusuf Akçura ile birlikte bir kayığa binerek Tunus’a, oradan da Paris’e kaçti. Burada Siyasal Bilgiler Fakültesine girerek mezun oldu. “Surayi Ümmet” Gazetesinde yazılar yazdı. 1903-1908 tarihleri arasinda Kazan’a gitti. Daha sonra Mısır’a yerleşti. Bu arada Kahire’de yayınlanan “Türk” Gazetesinde yazılar yazdı.

1908’de İstanbul’a geldi. Devlette görev aldı. Siyasal Bilgiler Fakültesinde tarih profesörlüğü yaptı.
Milli Meşrutiyet Fırkası adli milliyetçi bir parti kurdu. Partinin programında şu fikirler yer alıyordu. “Türkler yüzyıllardır İmparatorluğun hudutlarında çarpıştı. Kendi illerini ihmal etmek zorunda kaldılar. Türk illerinin kalbi Anadolu bakımsızdır. Türklerin de kendi milli kaderlerini düşünmesi saati çalmıştır”.

Şair Mehmet Emin Yurdakul, Ahmet Ağaoğlu, Yusuf Akçura ve birkaç arkadaşı ile 25 Mart 1912’de Türk Ocağı’nı kurdu. Kurucu başkan Mehmet Emin Yurdakul’dan sonra, idare kurulu toplantisinda Ahmet Ferit Tek, Türk Ocağı Başkanlığına getirildi.

“İfham” Gazetesini çıkardı. Ateşli yazilar yazdı. İstanbul milletvekili oldu. Maliye Bakanlığında bulundu. Lozan müzakerelerine iştirak etti. İçişleri bakanı oldu. 1925 yılından sonra tamamen Dışişleri hizmetine girdi. Ahmet Ferit Bey, 1925-1932 yılları arasında Londra’da, 1932-1939 yılları arasında Varşova’da, 1939-1943 yılları arasında Tokyo’da büyükelçilik vazifesinde bulundu. Yaş haddi gelince, bir yıl uzatılarak, 1943 senesinde emekli oldu.

25 Kasım 1971’de vefat etti.

“Tekin” takma adiyla yazdığı “Turan” isimli bir de kitabı olan Ahmet Ferit Tek, dürüst, samimi, çalışkan bir şahsiyet idi. Geniş kültürü vardı. Tanınmış tarihçilerimizden Dr. Emel Esin babasıdır.

Yazılarında Türklük ve İslamiyet dayanışmasına büyük önem vermiştir. Milliyet fikri ve milliyetçilik ülküsünü gerçeklik şuuru ile ayarlamaya, her türlü siyasi düşüncenin üstünde değişmez prensip olarak ehemmiyet vermiştir.

ESERLERİ: “Tekin” takma adıyla yazdığı “Turan” isimli bir kitabı vardir.

Dr. Cemil Şerif BAYDUR

Dr. Cemil Şerif BAYDUR

×

Dr. Cemil Şerif BAYDUR

1-Ailesi , doğumu, evliliği ve ölümü:

Tam ismiyle Mehmet Şerif Cemil Baydur, Muğla’nın ileri gelen sakinlerinden  Şerif ( 1853-29.12.1940) ve Habibe (1859-18.6.1951) çiftinin bir çocuğu olarak, 1894 senesinde Muğla’da dünyaya geldi.Ailesi de şehrin yerli ve büyük ailelerinden biriydi ve ailesi Terzibaşızadeler ismiyle biliniyordu.(1) Ailenin kendisinden başka Mustafa Hamdi (1883-3.5.1940), Hakkı (1887-27.4.1959) ve Bekir Hilmi( 1902-8.2.1987)(2) isminde üç oğlu ile Melek (23.12.1907-?) isminde bir kızı vardı.
Cemil Şerif Bey önce Mustafa Sami-İffet kızı Hatice Edibe (Trabzon, 1900-18.5.1953) ile(28.7.1919) evlendi ve bu evliliğinden Altan ( 8.7.1920-22.10.1989) ve Türkân Saniye (2.8.1922- ) isminde iki kızı oldu.
İkinci evliliğini ise Sakıp-Şadiye kızı Ayşe İclâl hanım ( 1903-3.10.1970) ile ( 8.10.1953) yapmıştır.
Cemil Şerif Bey 18 Mart 1967’de, İstanbul’da Hakkın rahmetine kavuştu.(3)

2-Tahsil hayatı:

Cemil Şerif Beyin hayatında en meçhûl devre ilk ve orta tahsili seneleridir.Doğduğu ve çocukluğunu geçirdiği senelerde Muğla’da , orta kısmı da bulunan bir idadi vardı  ve müstakil orta mektep ise ancak 1916 senesinde açılmıştı.(4) İlk mektebi takiben tahsil hayatına nerede ve hangi mekteplerde devam ettiği hususunda  dosyasında  bir bilgi bulunmamaktadır.Ancak  kendisinin beş senelik Muğla İdadisi’nden sonra da , mutat olduğu üzere, iki senede yedi senelik vilâyet idadisinde ve büyük bir ihtimâlle İzmir İdadisi’nde okumuş olması muhtemeldir. Çünkü bu sıralarda sancak idadilerinden mezun olanlar, bir yüksek mektebe girebilmek için, ilâveten iki sene de vilâyet idadilerinde okumak ve mezun olmak zorundaydılar.(5)Ancak elde bulunan tek bilgi Cemil Şerif beyin 1918 yazında ,II.Meşrutiyet’in 24 Temmuz1908’de ilânından sonra birleştirilmesine karar verilen ve ancak 1909’de birleştirilip  Haydarpaşa’da tedrisata başlayan Tıp Fakültesi’nden mezun olduğudur.(6) Fakülte’de mülkî ve askerî talebeler bir arada okuyor ve askerî talebeler tabip yüzbaşı rütbesiyle mezun oluyordu.(7)
Cemil Şerif, Almanca ve Fransızca biliyordu.(8)

3-Meslek hayatı:

Cemil Şerif’in meslek hayatı 1 Ağustos 1918’de I.Dünya Harbi’nin dağdağası içinde başladı.İlk vazife yeri mezun olduğu fakültede seririyat-ı ayniye (göz kliniği) asistanlığı oldu.Bu ilk vazifesi (1 Ağustos 1918-31 Temmuz 1919) bir seneyi doldurur doldurmaz İstanbul’dan ayrılarak yeni bir mücadelenin başladığı Anadolu’ya geçti ve Akşehir hükümet tabipliği vazifesinde de bir sene (11 Ağustos 1919-31 Temmuz 1920) bulunduktan sonra İstiklâl Harbi’ne açılan en mühim deniz kapısı olan İnebolu’ya hastanenin cerrahı vazifesiyle gitti ve bir buçuk sene (16 Eylül 1920-18 Şubat 1922) çalıştıktan sonra yine aynı vazife ile kısa bir müddet de( 19 Şubat- 18 Haziran 1922) Kastamonu Hastanesi’nde bulunmasını takiben Trabzon Hastanesi’ne naklolundu.Bu hastanedeki çalışması (4 Temmuz 1922-8 Kasım 1923) ile bir bakıma meslek hayatında bir devre kapandı ve bir fâsıla vermiş oldu.
Cemil Şerif Beyin 8 Kasım 1923 ile 12 Temmuz 1927 tarihleri arasında   nerede çalıştığı bilinmemektedir.Bu devrede askerlik vazifesini yapmış olduğu  ve bir müddet de hususî tabiplikte bulunduğu en mâkul tahmin olarak hatıra gelmektedir.
Bundan sonraki  ilk vazifesi memleketi Muğla’da Memleket Hastanesi cerrahlığı (13 Temmuz 1927-31 Mayıs 1930) oldu.Bilinemeyen bir sebeple 1 Haziran 1930 ile 27 Nisan 1931 tarihleri arasında  maaşlı bir şekilde açıkta kalan Dr. Cemil Şerif, İzmir Memleket Hastanesi’ne cerrah muavini olarak  nakledildi ve dört seneye yakın (28 Nisan 1931-2 Mart 1935) bir müddet bu vazifeyi ifa etmesini takiben bir müddet bakanlık emrine alınmasından  (3 Mart- 27 Mayıs  1935)sonra da bir buçuk ay  Aksaray Memleket Hastanesi cerrahlığı (28 Mayıs-12 Temmuz 1935) yaptıktan sonra istifaen ayrıldı.Bundan sonraki  ilk memuriyetine ancak 23 Ocak 1937’de başlayan Dr. Cemil Şerif , bu bir buçuk senelik devrede kendi imkânlarıyla Fransa’ya , Paris’e gitti ve burada nöroşirurji sahasında araştırmaları yaptı ve sertifika almağa muvaffak olup yine Türkiye’ye döndü.(9)
Dönüşünü takiben İstanbul Emraz-ı Akliye ve Asabiye Hastanesi’ne( Bakırköy) cerrah olarak tayin edilen Dr. Cemil Şerif Bey bu vazifesinde , meslektaşları ve bilhassa Mahzar Osman ile anlaşamadığı için pek uzun müddet (23 Ocak 1937-18 Ekim 1938) kalamadığı anlaşılıyor.Bu arada Silifke Memleket Hastanesi’ne nakli yapılmışsa da gitmemişti.(10)Bu arada 19 Ekim 1938-28 Haziran 1939 devresinde açıkta kaldıktan ve muhtemelen hususî tabiplik yaptıktan sonra yine İstanbul’da bir vazife aldı ve Eyüp Belediye Dispanseri tabipliğinde (29 Haziran 1939 – 25 Kasım 1942) bulundu. İfade edildiğine göre 1940 seneleri başlarında Parkinson hastalığına yakalanan Cemil Şerif artık ameliyatlara girse bile bizzat ameliyat yapamamıştır.(11)
Bundan sonra Tokat Memleket Hastanesi cerrahlığı (29 Kasım 1942-28 Mayıs 1945) vazifesiyle İstanbul’dan ayrılan  Dr. Cemil Şerif, ikinci vazife mahalli Erzincan Devlet Hastanesi cerrahlığında da bir müddet ( 9 Haziran 1945-17 Nisan 1947) bulunmasını takiben beş sene  sonra tekrar İstanbul Sağlık Memurları Okulu müdürlüğü vazifesiyle ( 19 Nisan 1947-31 Temmuz 1953) İstanbul’a döndü.Buradan sonra Bakırköy Akıl ve Sinir Hastalıkları Hastanesi cerrahlığı (31 Temmuz 1953-13 Temmuz 1959) son vazifesi oldu ve bu tarihte yaş haddinden ve yirmi sene beş ay hizmetle emekliye ayrıldı.Bu hizmeti içinde üç sene, dokuz ay, yirmi yedi gün de ,harp hizmetinden dolayı, itibari hizmeti vardı.

 4-Eserleri ve tıp tarihindeki yeri:

Dr. Cemil Şerif Türk tıp tarihinde üçüncü nöroşirurji mütehassısı olarak yerini almıştı.(12)Kendisinden önce Dr. Abdülkadir Cahit Tüner(13) ve Dr. Hami Dilek(14) ilk iki sırayı almıştı.Bu sahanın üçüncüsü Cemil Şerif,  üstelik de kendi imkânları ile Fransa’ya giderek Paris’te  bir buçuk sene kadar ihtisas çalışmasını yaparak sertifika almaya muvaffak olmuştu.Burada Clovis Vincent’ın yanında ecnebi asistan olarak bulundu.Burada ve diğer hastanelerde Dr. Chavany, Dr. Hartman, Prof. Rouyiere gibi meslektaşlarının nezdinde ve İvan Bertrand’ın laboratuarında çalıştı ve daha yurda dönmeden araştırmalarının neticelerini Türkiye’de mecmualarda neşretmeye başlamıştır.(15)
Dr. Cemil Şerif üçüncü nöroloji mütehassısı olmasının yanı sıra bu sahadaki ilk telif kitabın (Nöroşirurji Bahisleri, İstanbul, 1937, 240 s. Cumhuriyet Matbaası) yazarı olmak bakımından da bu sahanın ilk müellifi olmuştur.(16)
Cemil Şerif Beyin, en çok üzerinde durulan bu kitabı dışında ve bu kitabından önce bastırdığı başka  kitapları da basılmıştır.Bunlardan iki tanesi eski harflerle basılmıştır.İlk kitabıyla Tıbbiye’den henüz mezun olduğu sene  meslektaşlarının huzuruna çıkmıştır:Cerrahî, İstanbul, 1334, 76 s.Kader Matbaası.İkinci kitabını ise memleketi Muğla’da bastırma imkânını bulmuştur: Gençlik Aşısı ve Esasları, Muğla, 1928, 80 s. Vilâyet Matbaası.Ayrıca bu kitabının kapağında bulunan kayıttan anlaşıldığına göre bu sırada Paris Cemiyet-i Cerrahiyesi muhabir âzâsı arasında bulunuyordu.(17)
Yeni harflerle basılan ilk kitabı ise Merhum Şeyhületıbba Operatör Enver Beyin( 1265 Rumî-1932) Hatıraları ( İzmir. 1933, 59 s. Bilgi Matbaası) ismini taşımaktadır.Yine İzmir’de basılan ikinci kitabı ise Kanserin Sebepleri ve Tedavi Yolları (İzmir. 1934, 36 s. Ahenk Basımevi) hakkındadır.
Cemil Şerif Bey’in Türk Yurdu ( 1955-1956)(18),Türk Oftalmoloji Gazetesi ( 1937), Türk Tıp Cemiyeti Mecmuası (1937), Poliklinik (1940) gibi mecmualarda ve Cumhuriyet ( 1950) gazetesinde de yazıları çıkmıştır.

5-Türk Ocağı’ndaki çalışmaları:

Cemil Şerif Bey, zamanının bir çok Tıbbiye ve diğer yüksek mektep talebesi gibi  Türk Ocaklı idi. Daha mezun olmadan önce Ocak’ın Meşrutiyet devrinin son kongresi olan 1918 kongresine katılanlar  arasında bulunuyordu.
Cemil Şerif, 14 Haziran’da başlayan bu kongrede önce Türk Ocağı idare heyeti reisi Hamdullah Suphi’ye (Tanrıöver) “Ocağı şimdiye kadar yaşatan, büyüten  ve bu uğurda beş senelik çetin bir sa’y ve mücahedede bulunmasından dolayı Tıbbiye-i Askeriye nâmına beyan-ı teşekkür” etti.Yapılması düşünülen nizamnâme için teşkil edilen Nizamnâme Encümeninde asil âzâlıklara  Halide Edip( Adıvar), Ahmet Ferit (Tek), Ziya Gökalp, Dr. Sabri (Mekkeli ), Şükrü Eflâtun, Dr. Hasan Ferit ( Cansever), Dr. Selâhattin, Dr. Tevfik Remzi (Kazancıgil), Mehmet Emin( Erişirgil), Bayezid Numune Mektebi Müdürü Sadullah, matematikçi Hüsnü Hâmit (Sayman); namzet âzâlığa ( yedek üye)  ise Dr. Cemil Şerif Bey seçilmişti.Bu encümen daha sonra pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri de nizamnâme tâdilâtı üzerinde  çalıştı.(19)
28 Haziran’da ikinci defa  ve 5 Temmuzda son defa  toplanan kongrede Hamdullah Suphi Bey, bütün ısrarlara rağmen reisliği kabûl etmeyince, Mehmet Emin( Yurdakul) reisliğe getirilmişti.Bütün çalışmalara katılmış  bulunan Dr. Cemil Şerif’in bu kongrede asaleten bir vazife aldığına dair bir kayıt bulunmamaktadır,ancak namzet âzâ olarak idare heyetine girdiğini kabûl etmek gerekiyor.(20)
Mütareke devrinin dağdağası içinde idare heyetinden Halide Edip (Adıvar), Mehmet Emin (Yurdakul), Hasan Ferit( Cansever),Abdülvahap, Ragıp,  Nurettin ( Ege) ve Mazhar Bey ,bilinemeyen bir sebeple ayrılınca ( 6 Kasım 1918) namzet âzâlar( yedek üyeler) tarafından yeniden teşekkül eden idare heyetine Dr. Cemil Şerif de dahil olmuş ve arkadaşları tarafından reisliğe seçilmiştir.Bu vazifesi, Hamdullah Suphi’nin; Darülfünun konferans salonunda yapılan kongrede yeniden reis seçildiği 1 Kasım 1919 tarihine kadar devam etti.18 Aralık 1918’de matbuata gönderilen haber pusulasına göre  önceki kongrede en çok rey alanlardan bir idare heyeti kurulmuş, heyet âzâlarının  aralarında yaptıkları seçimde Dr. Cemil Şerif reisliğe, Mehmet Servet( Berkin) kâtipliğe, Yahya Saim (Ozanoğlu) mesûl  murahhaslığa, Sadullah Beyi ise muhasipliğe getirmişlerdi.Burada işaret edilmesi gereken çok mühim bir husus vardır.Türk Ocağı tarihinde en genç reisti.Daha doğrusu delikanlılık çağında , sadece yirmi dört yaşındaydı.Herhalde güçlü ve mücadeleci bir seciyeye ve sağlam bir şahsiyete sahip olması böyle bir vazifeye seçilmesinin  mühim sebebini ve gerekçesini teşkil etmişti. Cemil Şerif Beyin, zor günlerdeki  reisliği zamanında işgâli reddeden en mühim icraattan biri olarak Fatih Mitingi (19 Mayıs 1919)  yapıldı.Bu sırada kendisi memleketi Muğla’da teşkilâtlanma çalışmalarında bulunmaktaydı.(21)
Cemil Şerif’in bu devrede memleket müdafaasına da fiilen katıldığı ve memleketi Muğla’ya giderek teşkilâtlanma çalışmalarının önderlerden biri olduğu bilinmektedir.(22)Bu sıralarda Muğla’da kurulan Kardeş Yurdu ve bunun mensupları tarafından kurulan Yeni Hayat Kulübü’nün Muğla Palas veya o günkü ismiyle İstanbul veya Hacılar Hanı içinde bulunan cemiyetin merkezinde “cerbezeli, heyecanlı ve ideal dolu konuşmaları” ile o günlerin heyecan ve ümit kaynağı olan Cemil Şerif’in 15 Mayıs 1919’da Kocahan meydanında yaptığı konuşma baştan sona  bir ümit ve yüksek bir iman ihtiva ediyordu.(23)
Kısaca belirtmek gerekirse, hâlihazırda lâyık olduğu derecede tanınmayan Dr. Cemil Şerif Baydur, yakın tarihimizin kıymetli ve mefkûreci şahsiyetlerinden biridir.Sadece nöroşirurji  sahasının ilklerinden biri olmayıp aynı zamanda  20.asırda kurulmuş en mühim cemiyetlerin başında gelen Türk Ocağı’nın da çok kıymetli bir şahsiyeti ve zor günlerdeki reisi olarak, şimdiye kadar  gereği  gibi tanınmamış olmasına rağmen ,tarihimizin sayfalarında yerini almış bulunmaktadır.

Prof. Dr. Ali BİRİNCİ

Hamdullah Suphi TANRIÖVER

Hamdullah Suphi TANRIÖVER

×

Hamdullah Suphi TANRIÖVER

GÖREV DÖNEMI: 1912–1931/ 1949–1959/ 1961–1965
Hamdullah Suphi Tanrıöver, 1885 yılında İstanbul’da Aksaray’da, Horhor’daki Abdüllatif Suphi Paşa Konağı’nda dünyaya geldi. Babası Maarif Nazırlarından Abdüllatif Suphi Paşa, annesi ise Ülfet Hanım’dır. İlk tahsilini Kısıklı, Altunizade ve Numune-i Terakki mekteplerinde yapan Tanrıöver, 2. Abdülhamit’in iradesiyle parasız ve yatılı olarak orta tahsilini Galatasaray Lisesi’nde tamamlar. 1905 yılında Reji idaresinde tercüme servisinde ilk görevine başlar. Daha sonra muhtelif okullarda öğretmenlik yapar. Edebiyat Fakültesinde ders verir. Profesör olur. 1913’te Edirne’deki Bulgar zulmünü dünyaya anlatmak için seçilen heyetin içindedir.

Fecri Ati grubu içinde şair ve eleştirmen olarak Türk edebiyatına giren Tanrıöver, gerçek yerini ve kişiliğini milli edebiyat cereyanı ve Türk Ocağı kadrosunda bulmuştur. Ayrıca Hamdullah Suphi Tanrıöver, Ömer Naci’den sonra Türk dünyasında büyük ün kazanan yeni bir milli hatiptir.

35 yaşında Milli Mücadeleye Antalya Milletvekili olarak katılan Tanrıöver’e milletvekilliği uhdesinde kalmak üzere Matbuat ve İstihbarat Umum Müdürlüğü görevi verilir.

Daha sonra Milli Eğitim Bakanlığı’na getirilen H. Suphi Tanrıöver, bu görevini muayyen zamanlarda iki defa sürdürmüş, Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı Istiklal Marşımızın Millet Meclisinde kabulü onun büyük çabaları sonucu gerçekleşmistir.

Tanrıöver daha sonra Bükreş büyükelçiligine tayin edilmiş, bu görevi 1944’te sonra ermiştir. 1946’da İstanbul’dan milletvekili olmuş, bu görevi de 1960’a kadar devam etmiştir.

Hamdullah Suphi Tanriöver, 10 Haziran 1966 yılında İstanbul’da ölmüş, Edirne Kapı Merkez Efendi Mezarlığına gömülmüştür.
Bir yazar “Türk Ocağı ve Hamdullah ikiz kardeş gibidir. Muhakkak biri diğerini hatira getirir” der. Gerçekten Türk Ocağı dendigi zaman mutlaka H. S. Tanrıöver akla geliyor. 1912 yılında 766 sıra numarasiyla Türk Ocağına üye olmus, yıllarca başkanlık yapmış, çok heyecanlı, çok ateşli hitabeleriyle, bu mukaddes ocakta geliştirilmiş Türk milliyetçiliğinin gür ve temiz sesi, tipik bir sembolü olmuştur.

Türk Ocağına büyük emeği geçen kuruculardan Yusuf Akçura şunları söyler:

“Ocağın tarihinde fasıla yoktur. Türk Ocağı bu fasılasız hayatini en ziyade reisi Hamdullah Suphi Beye borçludur. Kendi hayat ve istikbalini Ocağa katmis olan Hamdullah Suphi Bey, enerjisi, fikir takibi, ruh aşinalığı ve işi zor bulunur tertipleyiciliği sayesinde Türk Ocağını, Milli Türk Devletinin kurulusuna kadar getirebildi”

Muhtelif aralıklarla otuz dört yıl gibi uzun bir süre genel başkanlık yaparak kırılmasi çok zor bir rekorun da sahibidir. Genel başkanlık yaptığı dönemler (1912), (1949-1959) ile (1961-1966) yılları arasındadır.

Tanrıöver’in en büyük hizmetlerinden biri de Türk Ocağı binasinin yaptırılmasıdır. Tamamen Türk Ocaklıların fedakar  katkıları ve gayretleri ile meydana getirilen bu bina, daha sonra Ocaklılardan alınmış, iadesi için çesitli girişimler müspet bir sonuç vermemiştir. Bugün Devlet Resim ve Heykel Müzesi olarak T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı uhdesinde hizmet vermekte olan Tarihi Türk Ocağı binası, asli sahiplerine iade edilecegi günleri beklemektedir.

ESERLERİ:Hamdullah Suphi Tanriöver’in bir çok yazi ve siirlerinin yaninda, “Dağ Yolu” ve “Günebakan” adli iki de eseri vardir.

Prof.Dr. Osman TURAN

Prof.Dr. Osman TURAN

×

Prof.Dr. Osman TURAN

GÖREV DÖNEMİ: 1959–1960 / 1960–1961 / 1966–1973
1914 yılında, Trabzon’un Çaykara kazasının Soğanlı köyünde doğdu. Kuranoğlulları adı ile anılar bir aileden gelmektedir. Babası, Birinci Cihan Savaşı’nda Kafkas Cephesi’nde şehit olan Hasan Ağa’dır. Osman Turan, ilk okulu Çaykara’da, Liseyi Trabzon ve Ankara’da bitirdi. Ankara Üniversitesi Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nden 1940’ta mezun oldu. “On iki Hayvanlı Türk Takvimi” adlı eseriyle doktor oldu. 1944 ‘de doçentliğe, 1951’de de profesörlüğe yükseldi. 1948’de Paris’te toplanan Şarkiyatçılar Kongresi’ne “Selçuklu Türkiye’sinde Toprak Hukuku” adlı tebliği ile katıldı. 1948-1950 yılları arasında Londra ve Paris’te incelemeler yapti. 1954 yılında Trabzon’dan milletvekili seçildi. Milletvekilliği 27 Mayıs 1960’a kadar sürdü. Yassıada’da 17 ay tutuklu kaldi. Beraat etti. 1964’te Adalet Partisi Genel Başkan Yardımcısı seçildi. 1965’te tekrar Trabzon’dan milletvekili oldu, 1969’da siyasetten çekildi. 1972’de emekli oldu. 17 Ocak 1978’de öldü.

Prof. Dr. Osman Turan, meslektaşları “Ciddi ilim adamı formasyonu, sağlam karakteri, yüksek medeni cesareti, doğruluğu ve tok sözlülüğü, çok geniş fikri ihata kabiliyeti, Türklükle ilgili geniş ve sağlam bilgisi, muktedir kalemi ile tanınmış bir ilim adamı” olarak tarif ediyorlar.

Dünya çapında bir Selçuklu tarihi mütehassisi olan Prof. Dr. Osman Turan’ın yüzlerce makalesinin dışında çok sayıda kitabı vardir.

Prof. Dr. Osman Turan, İngilizce, Fransızca, Arapça ve Farsça biliyordu.

Türk Ocakları Genel Merkezi’nin Ankara’ya nakli üzerine 1959’da yapilan Kurultay’da Genel Başkan oldu. Türk Yurdu Mecmuasını yepyeni bir muhteva ve ruhla çıkardı. Türkiye’nin en çok okunan fikir dergisi yapti. Yassıada’ya sevk edilince bir süre Türk Ocakları’ndan ayrı kaldı. Hamdullah Suphi Tanriöver ve Prof. Dr. Osman Turan’ın Genel Başkanlığı döneminde Türk Ocakları her bakımdan şahsiyetini kazanmış, fikir ve kanaatleri cemiyetin her kesiminde kabul gören itibarli bir kuruluş olarak kamuoyunda yerini almistir.

ESERLERİ: “On İki Hayvanlı Türk Takvimi (1941), Selçuklular Tarihi ve Türk Islam Medeniyeti (1965), Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi (iki cilt) (1969), Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi (1973), Selçuklular ve İslamiyet (1971) Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar (1958), Selçuklular Zamaninda Türkiye (1971), Türkiye’de Manevi Buhran Din ve Laiklik (1964), Türkiye’de Komünizmin Kaynakları (1965) Vatanda Gurbet (1980), Türkiye’de Siyasi Buhranın Kaynaklari (1980)”

Prof. Dr. Necati AKDER

Prof. Dr. Necati AKDER

×

Prof. Dr. Necati AKDER

GÖREV DÖNEMİ: 1960–1961
1901 yılında İstanbul’da doğdu. Babası Mustafa Lütfü, annesi Şazimet hanımdır. 1920’de İstanbul Ögretmen okulundan mezun oldu. Bir süre özel okullarda ögretmenlik yapti. Bebek Darüleytam(Yetimler mektebi)ındakı öğretmenliğinden sonra 1923 yılında, İstanbul’da açılmış olan Orta Öğretmen Okulu’na imtihanla girerek pedagoji ve felsefe tahsil etmiş daha sonra İstanbul Yüksek Ögretmen Okulu’nun felsefe bölümünden mezun olmuştur.

Trabzon, Afyonkarahisar ve Erzurum Liselerinde felsefe ögretmenliği yapmış, 1939 yılında Milli Eğitim Bakanlığınca Fransa’ya gönderilmiş, Sorbon Üniversitesi’nde felsefe tahsili yapmıştır. Fransa’dan döndükten sonra Ankara Üniversitesi’ne intisap eden Necati Akder, 1942’de doçent, 1948 yılında profesörlüğe yükselmiş, 1971’de de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Ana Bilim Dalı Başkanı iken emekli olmuştur. 20 Mart 1986’da ölmüştür.

Bir süre Kayseri Yüksek İslam Enstitüsü’nde ahlak felsefesi dersleri de veren Prof. Dr. Necati Akder, 1960-1961 yılları arasında Türk Ocakları Genel Başkanlığına getirilmiş, Türk Yurdu ve Türk Kültürü dergilerinde araştırma çerçevesinde uzun makaleleri yayınlanmıştır.

ESERLERİ: Felsefeye Giriş, Milli Hayat ve Milli Felsefe, Ordu ve İdeoloji, Hürriyet ve Formalizm, İdeal Buhrani ve Üniversite Anarsisi, Üniversite Dramı ve Kültür Problemi, Dil ve Kültür Şuuru, Bir Neslin Dramı Üzerine Düşünceler.

Prof. Dr. Emin BİLGİÇ

Prof. Dr. Emin BİLGİÇ

×

Prof. Dr. Emin BİLGİÇ

GÖREV DÖNEMİ: 1973–1974

1916’da Isparta’nın Şarkikaraağaç İlçesinde doğdu. Babası müderris-müftü Sadık Bilgiç, annesi müftü, Said Efendi’nin kızı Kadriye Bilgiç’tir.

İlkokulu 1929’da Şarkikaraağaç’ta, ortaokulu Yalvaç’ta bitirdi. Liseyi Konya, Afyon, Ankara’da okudu. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin ilk mezunlarındandır. Sümeroloji, Assirioloji, Hititoloji, Arkeoloji tahsil etti. 1940’ta asistan oldu. 1943’de doktorasını tamamladı. 1949’da doçent oldu. 1952 sonundan 1954 mart ayına kadar İngiltere’de araştırmalarda bulundu. 1955’te profesör ve kürsü başkanı oldu. 27 Mayıs 1960’da 147’lere karıştırıldı. Almanya Hamburg Üniversitesi’ne gitti. Hamburg’da iken çıkarılan bir kanun üzerine tekrar DTCF’deki görevine döndü. 1966’da dekan seçildi. 10 yıl senatoda çalıştı. 1983’te kendi isteği ile emekli oldu.

1978’den 1983’de emekli oluncaya kadar, Sümeroloji ana bilim dali baskanligi ve Ön Asya Dilleri ve Kültürleri Bölüm Baskanlığı yapmıştır. 1975-1980 başı arasında ve 1980 yılı başından sonun kadar iki ayrı devrede ise Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı görevinde bulunmuştur.

Prof. Bilgiç’in Türkçe, Almanca, İngilizce yazılmış yüzden fazla çeşitli konularda mesleki makalesi, bunlardan Fransızca ve Rusça’ya tercüme edilenleri vardır. Toynbee’nin “Dünya ve Harp” adlı kitabını da Türkçe’ye çeviren Prof. Bilgiç’in ayrıca kültür, eğitim, milli ve içtimai konular üzerinde çeşitli dergi ve gazetelerde iki yüzden fazla yazısı ve araştırması yayınlanmıştır.

“Milli Kültür Davamız” ve “Maarif Davamız” adı ile üç yüz sayfanın üstünde iki kitabı yayınlanmıştır. “Milli Kültür” adlı kitabı Milli Kültür Vakı’nca mükâfatlandırılmıştır.

1925 ve sonralarında babasının Türk Ocakları Şarkikaragaç şubesi başkanlığı döneminden itibaren Türk Ocakları ile ünsiyet sahibi olan Emin Bilgiç, 1954 yılından sonra Türk Ocaklarının çesitli kademelerinde görev almış ve 1973-1974 döneminde Genel Başkanlık görevinde bulunmuştur. O günkü zor sartlarda Türk Ocakları Genel Başkanı olarak, bu milli kuruluşu büyük bir dirayetle yönetmiştir.

Prof. Dr Emin Bilgiç, 21 Ocak 1996’de Ankara’da vefat etmiştir.

ESERLERI: “Milli Kültür Davamiz” ve “Maarif Davamiz” adli kitapları vardır.

Prof. Dr. Orhan DÜZGÜNEŞ

Prof. Dr. Orhan DÜZGÜNEŞ

×

Prof. Dr. Orhan DÜZGÜNEŞ

GÖREV DÖNEMİ: 1974–1994
Prof. Dr. Orhan Düzgüneş 1917 yılında İstanbul’da bir balıkçı köyü olan Rumeli Kavağı’nda doğdu. Babası, Bulgaristan’in başkenti Sofya’nın 120 km kuzeydoğusunda ve Tuna’nın kolu olan Osma Irmağı kıyısındaki Lofça’nın eşrafından ve İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve cephane kaçırılması faaliyetlerine yardım etmiş olan polis memuru Aziz Efendi’dir. Annesi Gerede’lidir.

İlkokulu Gerede’de orta ve lise öğrenimini parasız yatılı öğrenci olarak Kastamonu Lisesi’nde 1934 yılında, fen kolundan pekiyi derece ile mezun olan Düzgüneş, yüksek öğrenimini Yüksek Ziraat Enstitüsü’nde 1938 yılında birincilikle tamamlamıştır.

Bu üstün başarısı dolayısıyla, iki ay süre ile Tarım Bakanlığı tarafından Macaristan’a gönderilmiştir. Askerlik görevini 1938 yılında Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nda teğmen olarak bitirdikten sonra, aynı yıl Yüksek Ziraat Enstitüsü bünyesinde bulunan Zootekni Enstitüsü’nün asli asistanlık imtihanını kazanmış ve 1946’da doktorasını tamamlamıştır. Ayni yılın sonunda Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek, burada yapmış olduğu bir araştırma sebebiyle “Sigmaxi” adli ilmi araştırmalar derneğine üye seçilmiştir. Yurda döndükten sonra 1951’de doçentliğe yükselmiştir. 1953 yılında Avrupa Zootekni Federasyonu Hayvan Genetiği Çalışma Grubu Türkiye temsilcisi seçilmiştir.

Amerika’ya 1955 yılında ikinci defa giden Düzgüneş, Nebraska ve Iowa Üniversitelerinde çalışmış, 1956’da yurda dönmüş ve 1957 yılında Profesör olmuştur.

Yurda döndükten sonra, Genetik, İstatistik ve Hayvan Islahı, Hacettepe Üniversitesi Tip Fakültesi ile Ankara Üniversitesi Tip Fakültesinde iki yıl süre ile biyoistatistik derslerini okutmuştur. Bu arada İskoçya’da ve Almanya’da incelemelerde bulunmuştur.

Prof. Dr. Orhan Düzgüneş, 1968-1970 yılları arasında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanlığı yapmış, ayrıca Genetik Biyometri kürsüsü Kurucu Başkanlığı görevlerini de başarıyla yürütmüş, iki dönem Ziraat Mühendisleri Odası Başkanlığı, Türkiye Ziraat Mühendisleri Birliği Başkanlığı ve 1984’de de Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü görevlerinde bulunmuştur.

Amerika, İskoçya ve Almanya’dan başka, İsrail, İspanya, İtalya, Fransa ve Türk Cumhuriyetleri gibi ülkelere seyahatler yapmış ve bir çok bilimsel toplantıya katılmıştır.

Ülkücü Öğretim Üyeleri ve Öğretmenler Sendikası Başkanlığı, Ülkücü Öğretmenler ve Öğretim Üyeleri Derneği Başkanlığı yapan Prof. Dr. Düzgüneş, 1973 yılında Türk Ocakları Ankara Şubesi Başkanlığına, 1974 yılında da Türk Ocakları Genel Başkanlığı’na seçilmistir. Hamdullah Suphi Tanriöver’den sonra en uzun süre, yirmi yıl, Türk Ocakları Genel Başkanlığı yapan Prof. Dr. Düzgüneş, 1994 yılında bu görevinden ayrılmış, ölünceye kadar Türk Ziraat Mühendisleri Birliği Vakfı’nın 1986 yılı Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu’nun “Hizmet Ödülü” Prof. Dr. Orhan Düzgüneş’e verilmiştir.
Prof. Dr. Düzgüneş, ayrıca Türk Biyologları Cemiyeti, Türk İstatistik Derneği, Sigmaxi, Amerikan Genetik Society, The Biometry Society ve Avrupa Zootekni Federasyonu Hayvan Genetiği Komisyonu gibi mesleki derneklerde ve kuruluşların üyeliklerinde bulunmuş, Tarım Bakanlığı Hayvan Islah Komisyonu Üyeliği, Milli Eğitim Bakanlığı Strateji ve Metot Komisyonu Üyeliği, Tarim Bakanlığı Teknik Tavukçuluk Kurulusu Üyeliği, Devlet İstatistik Enstitüsü Danışma Kurulu Üyeliği gibi görevleri de yürütmüştür.
Çok sayıda ilim adamının yetişmesine yardımcı olan Prof. Dr. Düzgüneş, konusuyla ilgili 14 kitap ve yüzün üzerinde makale ve araştırma yayınlanmıştır.

Almanca ve İngilizce bilen Düzgüneş evli ve iki çocuk babası idi.

27 Haziran 1996’da Ankara’da bir kalp krizi sonucu vefat eden Düzgüneş, 28 Haziran 1996’da Ankara Karşıyaka mezarlığına defnedilmiştir.

 

Sadi SOMUNCUOĞLU

Sadi SOMUNCUOĞLU

×

Sadi SOMUNCUOĞLU

GÖREV DÖNEMİ: 1994–1995
Sadi Somuncuoğlu 1940 yılında Aksaray’da doğdu. İlk ve ortaokulu Aksaray’da, lise ve yüksek öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1957-58 yıllarından itibaren Türk Ocaklarında bulundu ve milliyetçi düşünce yapısı bu yıllarda başladı. Bir süre devlet memuriyetinde bulundu. 1965 yılında “Bab–ı Ali’de Sabah” gazetesini çıkardı. Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde “Organizasyon ve Metot ile İdarecilik kurs ve eğitimi gördü.

1967’de aktif siyasete atıldı. Bu dönemde Milliyetçi Hareket Partisi Genel İdare Kurulu tarafından Gençlik Kolları Genel Başkanlığı görevine getirildi. 1969 Adana Kongresi’nde GİK üyeliğine seçildikten sonra, 12 Mart 1971 yılına kadar kısa bir dönem dışında, gençliğin eğitimi ve teşkilatlanması işlerini yürüttü.

1977 yılı seçimlerinde Niğde Milletvekili olarak Parlamento’da yer aldı. Demirel kabinesinde Devlet Bakanı olarak görev yaptı. 1980 darbesiyle birlikte tutuklandı ve MHP davasında idamla yargılanarak, beraat etti. Aktif siyasette bulunduğu yıllarda ve sonrasında yeni yetişen genç neslin, inançli, milli değerlere bağlı, Türk-İslam kültürü ile yoğrulmuş, insan halklarına ve demokrasiye saygılı, vatanını ve milletini seven, dürüst ve sarsılmaz ahlak yapısına sahip kişiler olarak yetiştirilmesi hizmetlerine aralıksız devam etti.  Devlet, Töre ve Bozkurt gibi dergilerin yayınında görev aldı. Pek çok yazı ve makalesi yayınlandı. Yurt içinde ve dışında birçok konferanslar verdi. Milletimizin ileri milletler seviyesine ulaşabilmesi maksadıyla önümüzde duran ciddi meseleleri aşabilmek için ne yapılması gerektiğine dair tutarlı fikirler üretti.

1985-1995 yılları arasında siyasetten ayrıldı. Türk Ocakları Genel Merkez Heyet üyesi ve Genel Başkanlığı görevlerinde bulundu.

1995 seçimlerinde Aksaray Milletvekili olarak ANAP listesinden Parlamentoya girdi. 1,5 sene sonra 1997 yılında ANAP’tan ayrılarak, MHP’ye katıldı. MHP Genel Başkan Yardımcılığı görevini üstlendi. 1999 seçimlerinde MHP’den Aksaray Milletvekili seçildi. Kurulan 57. hükümette Devlet Bakanı olarak görev yapti. Halen gazete yazarlığına devam eden Somuncuoğlu, ülke meselelerine gösterdiği milliyetçi hassasiyetle birçok esere imza atti. Evli, üç çocuk babasıdır.

Nuri GÜRGÜR

Nuri GÜRGÜR

×

Nuri GÜRGÜR

GÖREV DÖNEMİ: 1996 – 2012

1940 yılında Erzincan’ın Kemaliye ilçesinde doğdu. Ankara Hukuk Fakültesi’nden 1963 yılında mezun oldu. Öğrenciliği sırasında 1958-1961 yılları arasinda Türk Ocagi Gençlik Kolu’nda kurucu ve yönetici olarak görev yapti. 1961 yılında bir grup arkadaşıyla Üniversiteliler Kültür Kulübü (Derneği)ni kurdu. Bu dernek uzun yıllar milliyetçi gençlerin fikri ve kültürel çalışmalar yaptıkları önemli ve etkili bir zemin oldu. 1961-1963 yılları arasında MTTB’nde Ankara İcra Kurulu Başkanlığı görevini yürüttü. Bu yıllarda Son Havadis Gazetesi ve Düşünen Adam Dergi’sinin Meclis Muhabiri, Ankara Ticaret Postası’nın köşe yazarı olarak gazetecilik yapti. 1967 yılında başladığı avukatlığı 1970 yılında ticarete başlayıncaya kadar sürdürdü. 1968 yılından 1971’e kadar Üniversiteliler Kültür Derneği’nin yayın organı olarak çıkarılan Ocak Dergisi’nin yazar ve yöneticiliğini yaptı. 1969 yılından itibaren Devlet Dergisi’nin yazarları arasında yer aldı.

1975 yılında MHP Genel İdare Kurulu’na girdi ve partide 1976 – 1978 yillari arasinda Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yaptı.

Türk Ocakları’nın yeniden faaliyete geçirilmesi ve Türk Yurdu Dergisi’nin yeniden yayınlanmasi çalışmalarında yer aldı, yazı kurulunda görev yaptı. 1993 – 1994 yıllarında Türk Ocağı Ankara Şubesi Başkanı oldu. 1996 kurultayında Türk Ocakları Genel Başkanlığı’na seçildi. 2012 yılına kadar bu görevi sürdürdü.
Türk Ocakları Egitim ve Kültür Vakfı’nin Kurucuları arasinda yer alan Nuri Gürgür 1989 -1992 yıllarında Vakıf Mütevelli Heyeti’nde görev yapti.

1995 yılından bu yana Ankara Ticaret Odası Meclis üyesidir. 1999 yılından beri ATO Meclis Başkanı olarak görev yapmaktadır.

19 Nisan 2016’da gerçekleştirilen Türk Ocakları 44. Olağan Büyük Kurultayı’nda oy birliğiyle Türk Ocakları Şeref Genel Başkanlığına seçilmiştir.

ESERLERI: Yorumlar ve Yankilar, Milliyetçilik Üzerine, Gündemden, Aydinlarimiz ve Avrupa Birligi, Milli Politika Ihtiyaci, Yüzyilin Eteklerinde isimli kitaplari vardir. Çesitli gazete ve dergilerde yazilari yayinlanmaktadir.

Prof. Dr. Mehmet ÖZ

Prof. Dr. Mehmet ÖZ

×

Prof. Dr. Mehmet ÖZ

PROF. DR. MEHMET ÖZ

Samsun/Bafra’da doğan Mehmet Öz, ilk ve ortaöğrenimini Bafra’da tamamladı(1965-1976). Bafra

Lisesinden mezun olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümünü kazandı. Lisans

öğrenimini Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümünde yapan (1976-81) Mehmet Öz,1981 yılı Ekim

ayında asistan olarak girdiği Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümünde araştırma görevlisi olarak

yüksek lisansını tamamladıktan sonra doktoraya başladı. Milli Eğitim Bakanlığının açtığı imtihanı

kazanarak 1986 yılında İngiltere’ye gitti. İngilizce kursunu müteakiben Ocak 1987-Ocak 1991

arasında Cambridge Üniversitesinde doktorasını tamamladı.

 

Yurda döndükten sonra Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümünde göreve başlayan Mehmet Öz,

1991’de öğretim görevlisi oldu, 1992’de yardımcı doçentliğe atandı. 1994 yılında doçent unvanını

alan Öz 1995’de doçent kadrosuna atandı. 2003 yılında profesörlüğe yükseltildi. 1993-2004

arasında Bölüm Başkan yardımcılığı yapan Mehmet Öz, 2004 yılında Hacettepe Üniversitesi

Tarih Bölümü Başkanı oldu. Bu görevini Şubat 2013 tarihine kadar yürüten Öz, 2013-2016 yılları

arasında Edebiyat Fakültesi Dekanı olarak görev yaptı. 18 Şubat 2021 tarihinde yeniden

Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanlığına atanan Mehmet Öz 4 Kasım 2024 tarihine

kadar bu görevi sürdürmüştür. 21 Şubat 2022 tarihinde aynı fakültenin Tarih Bölümü Başkanlığını

tekrar üstlenen Öz, bu bölümde öğretim üyeliği görevine devam etmektedir.

 

2010 Ocak-2012 Ocak arasında Türk Tarih Kurumu Başkan yardımcılığı görevini yürüten Mehmet

Öz’ün 2009-2014 yılları arasında TÜBİTAK Sosyal Bilimler Araştırma Grubu Danışma Kurulu

üyeliğinde bulundu. Aralarında Türk Tarih Kurumu Belleten, bilig ve Vakıflar

Dergisi’nin bulunduğu pek çok bilimsel dergide yayın kurulu üyeliği yaptı. Türk Ocakları, Türk

Kültürünü Araştırma Enstitüsü ve İLESAM üyesi olan Mehmet Öz, 2000 yılında Türk Ocakları

Genel Merkezi Hars Heyeti üyesi olmuş, bilahare Heyet’in başkan yardımcılığını deruhte etmiş,

2008-2012 yılları arasında da Hars Heyeti başkanlığı yapmıştır. 2012 yılındaki Olağan Genel

Kuruldan sonra Genel Başkanlığa getirilen Mehmet Öz o tarihten beri Türk Ocakları Derneği

Genel Başkanlığı görevini yürütmektedir.

 

Osmanlı klasik dönemi siyasi, sosyal, ekonomik ve entelektüel tarihi üzerinde uzmanlaşan

Mehmet Öz’ün Kanun-ı Kadimin Peşinde-Osmanlı İmparatorluğunda Çözülme ve Gelenekçi

Yorumcular, XV-XVI. Yüzyıllarda Canik Sancağı, Söğüt’ten İstanbul’a-Osmanlı Devleti’nin

Kuruluşu Üzerine Tartışmalar, ( der. O. Özel-M. Öz), Osmanlı Tarihi Üzerine I, Osmanlı Tarihi

Üzerine II başta olmak üzere Osmanlı tarihi ile ilgili toplam 7 adet telif, 7 adet editörlüğünü yaptığı

kitap, 2 adet çeviri kitabı ile 80’in üzerinde yayınlanmış bilimsel makalesi, ansiklopedi maddesi,

kitap bölümü ve tebliği bulunmaktadır.

×
×